Su Yönetimi, Yeşil Yapı ve Yeşil Şehir

29 Kasım 2010′da yapılan Cancun/Meksika Dünya Liderleri iklim Toplantısından bir şey çıkmayacağı anlaşılmıştır. Dünya ve dünyalılar bir süre daha (belki daima) küresel ısınma ile yaşamayı öğreneceklerdir. Verilen bilgiye göre, 20.Yüzyılda dünya ortalama 0,7 C° ısınmıştır. Bunun sebebi atmosferde biriken sera gazlarıdır. Bu gazlardan C02, sanayi devriminden bu yana yüzde 40 artmıştır (390 ppm-milyon litrede 390 litre), içinde bulunduğumuz yüzyılın (21.Yüzyıl) sonunda endüstri öncesi döneme göre dünyamızda 30 C sıcaklık artışı. öngörülmüştür. Bu durumla ilgili kötü senaryoya göre, kutuplara yakın buzlar eriyeceğinden kuzeydeniz ulaşım koridoru genişleyecektir. Birçok dağ kar örtüsü azalacak, bazıları yok olacaktır. Karlar çabuk eriyerek bahar mevsimi su salgınları artacaktır, doğal olarak yazın nehirlerin suyu azalacaktır. Bu senaryoya göre deniz su seviyesi 0,2 -1,2 metre arasında artacaktır.

Denizin biyolojik üretkenliği de bozulabilecektir. Kuru kara parçaları daha kuru, yaş kara parçaları daha yaş olacaktır. Komple ekosistemde kayma olacaktır. Yeni tarım ve turizm alanları doğacaktır. Sıcak hava daha çok su buharı tuttuğundan yeni ve eski hastalıklar (astım, sıtma gibi) oluşabilecektir111.

Tarım, yağmur ve sıcaklığa duyarlı bir alandır. Fakir ülkelerin ekonomileri büyük ölçüde tarıma dayanır. Fakir toplumlar, ani yağış ve sellere fazla direnemezler. Küresel ısınmadan en çok fakir uluslar etkilenecektir. Bu topluluklar, şehirlerde daha az zayiat verdiklerinden, iklim değişiklik eksenli göçler başlayacaktır. Bu gerçeklerin bir kısmı günümüzde yaşanmaktadır ve su eksenli birkaç örnek aşağıda verilmiştir.

a) Dünyamızda bölgesel su kıtlığı artmaktadır. Avusturalya 10 yıldır kuraklıkla boğuşmaktadır. Brezilya ve Güney Afrika’da türbinleri döndürecek su yetersizliği vardır. Aral Gölü’nü besleyen akarsu kaynakları kuruduğundan, Orta Asya’da 1980′den beri yok olan göl trajedisi yaşanmaktadır. Dünyanın büyük nehirleri (indus, Rio Grande, Colorado, Murray-Darling ve Yellovv rivers gibi) artık denize ulaşamamaktadır. VVVVF’a (VVorld Widelife Fund-Doğal Hayatı Koruma Vakfı) göre göl ve nehirlerdeki balık stoğu 1970′ten bu güne yüzde 30 azalmıştır. Yirminci asırda sulak arazilerin yarısı kurumuş, deltalarda tuzlusu tatlı su dengesi bozulmuştur12′.

b) Diğer yandan su baskınları, seller ve tayfunlar bazı bölgelerde demografik yapıyı değiştirecek boyuta varmıştır. Geçen yıl Pakistan’da önceki yıl Endonezya’da bu yaşanmıştır. Ocak ayı Avusturalya’nın yaz aylarından biridir. Bu yıl bu kıta devleti şaşırtan bir sel felaketi ile boğuşmaktadır. Atlantik Okyanusu tayfun sayısı, kalış süresi ve hızı sürekli artış göstermektedir. Örneğin 1972′de 122 olan tayfun sayısı 1995′te 164 olmuştur.

Alternatif senaryoya göre durum yukarıda verildiği kadar kötü değildir. İklimbilimciler ikiye ayrılmışlardır ve bugün büyük ölçüde bekle gör durumu yaşanmaktadır.

SU STRESİ

Gelecek 10 yılda su stresi artacaktır. İki eğilim vardır.

1) ilki demografiktir. Geçen 50 yılda Dünya nüfusu 3 milyardan 6.5 milyara çıkmıştır. Su ihtiyacı üç kat artmıştır. Dünya nüfusu 2025′de 1 milyar, 2050 de ise 2 milyar artacaktır. Su talebi de buna bağlı olarak katlı bir artış gösterecektir. Su kullanımının, tarımdaki payı 3/4, endüstrideki payı 1/5 ve belediyelerdeki (şehirlerdeki) payı 1/10′dur.

Farklı gıdalar üretimleri boyunca farklı miktarda su gerektirir. 1 kg buğday yetiştirme için 1000 litre, 1 kg şeker için 1500 litre, 1 kg et için ise 15000 litre su’ harcanır. ABD ve AB gibi et obur toplumlarda kişi başı toplam su gereksinimi 5000 İt/gün iken, bu ot obur (vejeteryan) Afrika ve Asya uluslarında 2000 İt/gündür. Batılılar ortalama 100-250 İt/gün suyu gıda-dışı (içme+kullanma amaçlı) olarak tüketirler. Geçenlerde, İSKİ’nin{3) yaptığı bir çalışma İstanbulluların ancak yüzde 20′sinin bu kategoriye girdiğini göstermiştir.

Vejeteryan nüfustan et yiyen nüfusa geçiş 2007-2008′de yiyecek ve su fiyatlarını arttırmıştır. 1985′de Çinliler ortalama kişi başı 20 kg et yediler, bu 2009′da 50 kg et/kişi olmuştur. Bu fark 390 km3 (1 trilyon litre) su demektir ve bu Avrupa toplam tüketimi kadardır. Dünya nüfusunun % 20′sinin Çinli olduğu hatırlanmalıdır. Fakirlikten çıkış, yiyeceklerde su yoğunluğunu arttırır. Refahın artması ve şehirleşme çok et yeme ile ilişkilendirilir. 1 milyarlık ekstra boğazı besleme (2025) tarımda yüzde 60 daha fazla suya ihtiyaç var demektir.

2) Suda ikinci eğilim iklim değişikliği ile ilgilidir. Küresel ısınma hidrolik çevrimi hızJandırmaktadır. Hızlı buharlaşma ve hızlı yağış sonucu, sulu yer çok sulu, kuru yer çok kuru olmaktadır, iklim değişikliğinin üç etkisi: a) Birinci etki: Bitki yapısı değişir. Çok kuru bitki, yıldırım nedenli ve etkili orman yangınını körükler.

b)İkinci etki, su yönetimini önemli kılar. Ani yağış için büyük baraj yapma (>15m) zorunluluğu doğar.

c) Üçüncü etki: İklim değişikliği batılı ülke hükümetlerini biyo yakıtı teşvik eder yapmıştır. Bu, daha çok gıda-dışı amaçlı tahıl ekimi ve daha çok su kullanımı demektir.

Su ile ilgili iyi gelişme, Dünya su kullanımında verimin ve verimliliğinin giderek artmasıdır. Kötü olan ise bireylerin yanlış su kullanım alışkanlığını değiştirmemeleri ve bir kısım hükümetlerin kötü su yönetimini sürdürmeleridir.

Endüstri, kullanımdaki tatlı suyun beşte birini harcar ve az sorunludur. Problem tarımdadır ve su payı yüzde 70-80 arasındadır. Hindistan, mısır üretmek için Çin ve Amerika’ya göre 3 kat fazla su kullanılır. Bazı ülkelerde 1 kg buğday üretmek için 1500 litre su kullanılırken, diğerlerinde bu 750 litredir. Bu durum verimli ve etkin sulamanın önemini ortaya koymaktadır ve istendiğinde yüzde 30 tasarruf rahatça sağlanabilir. Su buharlaşması ve kaçağı topraktan değil yapraktan olmalıdır. Bazı genetik değişimli bitkilerde (GMS) susuzluğa dayanım süresi uzatılmıştır. Susuz kalan bitki yeni yağmur yağana dek kurumamaktadır.

Su fiyatı arz ve taleple belirlenemez. Şehirde oturanlar borulu iletime ve atığı temizlemeye para öderler ve fiyat oluşur. “Kim, hangi belediye ne kadar su kullanır?” sorusuna

cevap olacak temel bilgiler genellikle eksiktir. Yağmursuyu ve akarsu miktarı kesin değerlerle ölçülebilir. Gölden ve havzadan su alımı ise tahmin edilebilir, yeraltı su kullanım miktarı ise bilinemez.

Su yönetiminde karmaşa önemli bir problemdir. Karar verme süreci, birçok idare görev-sorumluluk örtüşmesine sahne olmaktadır. Su kaynağı, kanalizasyon, sulama, içme suyu ve dağıtım birimlerinde görülen girişimler en geneldir. Örneğin Virginia eyaletindeki orta boy şehir Charlottesville’de 13 su idaresi vardır. Ülkemizdeki yapılanmada büyükşehir su idareleri tektir ve nadiren DSİ ile çakışma görülür.

Gelişmekte olan ülkelerde, 1990-2005 yılları arasında su için yapılan yatırım ve yardım artmamış olup, 1978-8.1 döneminden azdır. Buna rağmen, bu süre içinde, sulama suyu, içme suyu ve atık su sistemlerinde önemli dönüşümler yaşanmıştır.

ÇÖZÜMLER

1.Bugünlerde, “Sanal Su” konsepti tartışılmaktadır. Burada ülkeler arası ticari ihtiyaçlar su içerikleri ile değerlendirilmektedir. Örneğin, Meksika ABD’den 7 milyar m3 suyu tüketen tahıl ithal etsin. Aynı miktarda tahıl Meksika tarafından üretilseydi 16 milyar m3 su tüketilecekti. Bu ticaret sayesinde 9 milyar m3 küresel su tasarrufu sağlanmış olur. Bu-ticaret teşvike değerdir. Cöca Cola 2012′de su tüketimini yüzde 20 düşürecektir. Sivil toplum örgütleri (NGOs) sertifikasyon üzerinde çalışmaktadır. Şirketler ve iş çevreleri suyu etkili kullanma durumunda özel bir belge alacaklar ve itibarları yükselecektir. 2010 hedef yıl olarak alınmıştır.

2.Geçmiş yılların aksine, zamanımızdayağışlı günler nadiren sevinçle karşılanmaktadır. Su idarelerinin en önemli problemi ani ve yoğun yağış sonucu artan yağmur ve sel sularının nasıl yönetileceğidir. Günümüzde, büyük şehirlerin çoğu yağmur suyu ve atığı (kanalizasyon) aynı boru ile iletirler. Bu şehirlerde artan yağmur suyu nedeniyle hat dolu olduğunda, yeni kanalizasyon nehire (tatlı suya) karışır. Örneğin, Amerika’da 850′den çok merkezde yağmur ve atıksu (kanalizasyon) oldukça eskimiş aynı boru ile iletilir. Yalnız New York şehrinde, 2 milyar litre (520 milyon galon) atıksu her hafta nehir ve göle karışır’41.

Boru aşındıkça problem kötüleşir. Federal Çevre Koruma Ajansı- Enviromental Protection Agency (EPA) birkaç şehire sel su borularını onartmayı/değiştirmeyi emretmiştir. Tipik çözüm, büyük boru kullanma veya yeraltında sel suları için dev tank inşa etmektir. Özellikle bu ikinci çözüm çok pahalı ve etkin değildir. Bunu MİlIvvaukee şehri denemektedir. Şehir yönetimi, 20 yıl içinde 4 milyar $ yatırım yapıp sel sularını (yağmur) tutmaya çalışmaktadır. Buna rağmen Michigan gölüne her yıl milyarlarca litre kanalizasyon karışmaktadır.

Yer altında tank içinde yağmur suyunu toplayıp bekletmek ekonomik olmadığı gibi güvenli çözüm de değildir. Yerine yüzeyden yeraltı su seviyesine kadar çok sayıda kuyu açarak yağmur sularını yeraltına vermek daha ekonomiktir, sürdürülebilirdir ve güvenlidir151.

EPA’nın temiz su standartlarını karşılamak için, Philadelphia 8 milyar $’lık yeni yer altı tankı inşa etmek durumundadır. Parası olmayan bu şehir az masraflı bir çevreci yol seçmiştirl3). Yeni şehir sel su yönetim modeline “Yeşil Şehir, Temiz Sular” adı verilmiştir. Proje ile 20 yıl içinde 1,6 milyar $ harcanacaktır. Yeşil çevreci çatılarla cadde kenarları çitlenecek, yağmur suyu tutulacak ve suyun kanala girmesi önlenecektir. Avrupa’daki yeşil hareketlerden sonra Kuzey Amerika’da da yeşil yapı bir tarz olmuştur. Nevv York, örneğin birkaç pilot programa sahiptir. Yağmur varilleri uygulamasından poroz (su emen) yaya kaldırımlara kadar farklı seçeneklerle 2011 yeşil yapı dönemi olacaktır. Diğer şehirler; MİlIvvaukee, Chicago ve Seattle’de de konutlara ve iş sahiplerine kendi sularını yönetmeleri için sorumluluk verilmiştir. 2000 metrekare üstü alana sahip endüstri bölgeleri kanuni zorunlulukla yeşil yapıya sahip olacaklardır (2011′de). Endüstri bölgesi ilk yeşil çatı uygulaması 2010 yılında Toronto’da gerçekleştirilmiştir.

Yeşil yapı araştırma ve uygulama çalışmaları, şehirlerin kendi çıktı problemini çözmesini sağlar. Bu uygulama; şehir havasını soğutur ve temizler, enerji maliyetini düşürür, astımı azaltır, yeni işler üretir.

Hükümetimizin, belediyelerimizin, kurumların ve bireylerin yukarıda verilen çağdaş gelişmeleri takip etmeleri ve kıyaslama çalışmaları yapmaları önemli bir sorumluluk ve zorunluluktur.

SONUÇ

Bilimsel su yönetimini insan ve diğer yaşayan varlıkların kıymetini bilerek doğru yönlendirmemiz gerekmektedir. Günümüzde bölgesel su kıtlığı ile bölgesel su baskınları bir arada yaşanmaktadır. Küresel iklim değişikliği ve diğer nedenlere dayalı Su stresi vardır ve artmaktadır. Buna karşı geliştirilen, “Yeşil Yapı, Yeşil Şehir” konseptleri ve diğer alternatif çözümler umut vermektedir. Ulusal ve küresel kuruluşlar su yönetimi eksenli faaliyetleri sürdürmektedir. Örneğin, ABD’de EPA (çevre koruma ajansı) temiz ve atıksu için önlemler, yöntemler, sınırlar ve standartları vermiştir.

Su çok önemli küresel bir üründür. Sadece susuz hayat değil, susuz medeniyet, gelişme ve sanayileşme de olmaz. FUZULİ su kasidesinde, “Başını daşdan daşa urup gezer avare su” der. Evet, su gezen değerdir. Yalnız hidrolik çevrime uğramaz, sınır aşanniteliği ve her maddede süreç boyu bulunuş yüzdesi ile küresel çevrim içindedir. Kıymet bilmek, üstünde çalışmak ve Önem vermek gerek.

Yaz renkleriyle süslü bir kaçış

Gri, bulutlu, kasvetli günlerin sayısı, güneşli günlerin sayısını geçti çoktan. Yağmurun cama vurması ve yaprakların hışırtısı romantiklik katıyor bazen. Ama o da yetmiyor kimi zaman. Böylesine karamsar bir çerçeveden çıkmak, farklı bir zamana ve mevsime bizimle beraber gelmek ister misiniz? Cevabınız “Evet” ise yazdan kalma bir bahçeye uzanıyor hikayemiz, Istanbul-Bayramoğlu’na… Tamam, kabul ediyoruz her mevsim farklı bir kostüme bürünüyor bahçeler ama bazen doğa sanki ekstra torpil geçiyor. Özlediğimiz güneş içimizi ısıtıyor, etrafı sarıp sarmalayan renkli çiçekler bizi şımartıyor.

VER ELİNİ YAZ

Bayramoğlu, şehir kargaşasından uzak, sessiz ve sakin bir yer. Yaz döneminde kalabalıklaşsa da bunu evinizin bahçesindeyken hissetmiyorsunuz. Kayakent Peyzaj ve Mimarlık’ın sahibi, peyzaj plancısı mimar Tuğba Kayakent Derya’nın tasarımı olan kütük evlerin bahçesinde yazın tüm sıcaklığını hissediyoruz biz de. Etrafımız cıvıl cıvıl… Ev sahipleri tam anlamıyla bahçe tutkunu, belli. Tüm bitkileri birlikte tek tek seçip aldıklarını söylüyor mimarımız. Dairesel formların hakim olduğu bu bahçede kendinizi özgür hissediyorsunuz. Sizi sınırlayan, durduran herhangi bir tasarım öğesine izin verilmemiş. Tuğba Hanım, “Aramalı bir bahçedir burası. Yaseminler, lavantalar, kekikler, adaçayları kokar buram buram” diyor. Geniş çim alanın çevresinde yer alan bitki gruplarına bakıyoruz. Yeşiller, mavilerle, sarılarla buluşmuş. Ev sahibinin soğanlı bitkilerle çok ilgili olduğunu öğreniyoruz. Her baharda bahçenin dört bir yanından fışkırıyor bu çiçekler. Bir başka vazgeçilmez de gül. Evin ön cephesine sardırılan sarmaşık gülün pembe bakışlarını üzerimizde hissediyoruz. Arazinin tamamı yaklaşık 50 dönüm. Kütük evlerin dışında yeşil alanlar, meyve ağaçları ve hobi bahçesi bulunuyor. Arazinin ortasında yer alan komşu iki kütük ev oldukça dekoratif bir mimariye sahip. Yere kadar uzanan pencereler ne ışığı kısıtlıyor ne de güzel manzarayı…

TASARIM DETAYLARI

Bahçeyi çevreleyen kayrak taşlı duvar kaplama da dokuyla uyumlu. Hemen önünde yer alan çiçekli bitkilerin her dönem değiştiğini ve araba yolunu renklendirdiğini öğreniyoruz. Evin giriş bölümlerineyse simetri hakim. Yürüme yolunun her iki yanında aynı tür bitkilere yer verilmiş. Mazıların çevresindeki Pittosporum\ar, sarı papatyalarla renklendirilmiş. Bu uygulama sayesinde evin girişi daha çok vurgulanmış. Yeşil çim alanda çam, göknar, mazı, sedir gibi her dem yeşil ağaçların yanında yaprak döken huş, ıhlamur, leylak gibi ağaçlar da bulunuyor. Saksılar içinde kırmızı-pembe sardunyalar, mor petunyalar ve yer mineleri ile renkli bir karnaval havasında bu bahçe. Yer yer gölge alanlar da yaratılmış. Fazla ışık sevmeyen bitkiler de buralarda konuk edilmiş. Tıpkı pembe ortancalar gibi…

SANKİ DOĞAL BİR PARK

Ortak yeşil alanlarda doğal bir park havası esiyor. Bu noktada mimarımız devreye giriyor ve “Her köşede ayrı bir detay ile kendimi doğal bir parkın içinde hissetmek istedim. Tüm detaylar birbirinin içinden geçmeliydi ve asla ufku ve manzarayı da kesmemeliydi. Burada doğaçlama çalışıyorum ve büyük mutluluk duyuyorum” diyor. Agapanthuslar, Carexler, taflanlar, Juniperuslar bir arada dekoratif ayrıntılar oluşturuyor bahçenin genelinde. Palmiye ve Phonix\er de tropik bir hava katıyor, iklim ılıman olduğundan bitki yetiştirmek için şanslı olduklarını da belirtiyor Tuğba Hanım.

LEZZETİN KAYNAĞINI KEŞFETTİK!

Biraz daha gezince hobi bahçesiyle karşılaşıyoruz. Başlı başına ayrı bir bahçe burası. Salata çeşitleri, çilekler, böğürtlenler, üzüm asmaları, domates, patlıcan, fasulye, enginar… Her şey doğal mı doğal. Evin mutfağında lezzetli ve organik bahçe ürünlerinin dışında hiçbir ürün pişmiyormuş. Ne kadar sağlıklı değil mi? Üstelik bahçeden çıkan kuru dallar, yapraklar, mutfak artıkları ve diğer malzemelerin karışımıyla kendi kompostlarını yapıyormuş ev sahipleri. Yazdan kalma bu günde güneşten enerjimizi, bitkilerin coşkusundan yüzümüzde gülümsememizi, renklerinden ve tertemiz havadan oksijenimizi depoladık bile… Yeni bahçeleri dört mevsim keşfetmeye devam!

Alev Topu Çiçeği

Çoğumuzun kocaman kırmızı yapraklarını çiçek sandığı, karanlık kış günlerini aydınlatan Atatürk Çiçeği bizimle yeni yılın üçüncü ayında.

Ülkemizde Atatürk çiçeği olarak biliniyor poinsettia. Ana vatanı Meksika ve Orta Amerika’nın doğal kalmış tropik ormanlık alanlarında, 4 metreyi bulan sık çalılıkların kırmızı şelalesi görenleri gerçekten şaşkına çeviriyor. Her bitki öz vatanında bir başka güzel, doğal, yoğun ve sağlıklı tabii.

AZTEKLERDEN GÜNÜMÜZE Meksikalılar aynı ataları Aztekler gibi bu güzel bitkiye o derece hayranmış ki efsane haline getirmişler adeta. Şifalı bitki olarak kullanıp, deri hastalıklarında ondan yararlanmışlar. Ne var ki XIX. yüzyılın başlarında, Alman doğa bilimci Alexander von Humboldt onunla tanışıncaya dek eski kıta bu güzel çiçekle tanışmadı. Humboldt sayesinde Almanya yolculuğuna çıkan bitkinin tohumları ekildi, büyümesi, açması beklendi, çok beğenildi ve çoğaltıldı. Ona Latince olarak sütleğenlerin en güzeli anlamına gelen Euphorbia pulcherrima adı verildi. Avrupa’da bu şekilde tanınadursun, güzel bitkimize hayran başkaları da vardı. Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk Meksika Büyükelçisi, doktor ve botanikçi Joel Poinsett, görür görmez vurulduğu bitkiyi kaptığı gibi doğduğu yer olan Güney Kaliforniya’ya götürür 1828 yılında. Teslim ettiği seracı, çoğaltılması çocuk oyuncağı olan ve kış aylarında kırmızı yapraklarıyla çok çekici hale gelen bitkinin ticari boyutlarını araştırır. Üretimin cazip olduğunu fark etmiş olmalı ki bitki hızla yayılıp ün kazanır. Üretimi ve yayılmasına elçi olan Joel Poinsett’in adını da alarak böylece Meksika’nın gözden ırak tropik çalılıklarına özgü bir bitki olmaktan çıkar güzel alev topumuz. Anavatanında bizde olduğu gibi aralık-ocak aylarında açtığı için, yani kırmızı yaprakları ortaya çıktığı için Noel Yıldızı da denir ona. Günümüze gelince; tanımayanımız yok ama bir bitkinin evlerimizi süslemeden önce geçirdiği serüvenini bilmek onu gözümüzde çok daha anlamlı kılmıyor mu? Yaz sonu dikkati çekmeyen minik çiçeklerin hemen ardından, bitkiye özel kıpkırmızı yapraklar ortaya çıkar. Bu yaprakların belirmesi için gün ışığının azalması gerekir. Bu nedenle evlerde yaz sonu ışık almayan bir yere konulursa, yaprakları kızarır. Kızarma döneminde aydınlık, doğrudan güneş ışığı ve rüzgar almayan bir alana yerleştirin. Her iki sulamada toprağı kurumuş olmalı. Aşırı sulama bitkiyi öldürür. Değerli bahçe severlere huzurlu, sağlıklı ve çok çiçekli bir yeni sene dilerim.

Kışı Aydınlatın

BAHÇENİZ İÇİN YENİ PLANLAR YAPMALISINIZ. AYDINLATMA SİSTEMİ BAHÇENİN EN ÖNEMLİ AYRINTILARI ARASINDA YER ALIYOR, UNUTMAYIN!

Kış aylarında bahçeden ister istemez uzak kalıyoruz. Soğuk hava bahçeyi sardığı zaman bir adım geriden izliyoruz. Oysa bu mevsimde bahçede yapacağınız yeni tasarımları hayata geçirebilirsiniz. Planlama yapmak, bahçenizi bahar dönemine hazırlamak için doğru bir dönemdesiniz. Geniş bir bahçeye sahipseniz, bu ayki önerilerimiz sizin için geliyor. İlk olarak verandanın yakınına yüzme havuzu planlıyoruz. Bu alanın sert zemin döşemesi olarak doğal taş kullanıyoruz. Yürüme yolları ve yeni oturma alanlarını bu alanda oluşturuyoruz. Havuzun çevresinde bu doku sayesinde sıcak bir görüntü oluşuyor.’Dairesel çizgilerle yer döşemesini biraz daha yumuşatıyoruz. Kırmızı renkli, tuğla taşlarla da sınır oluşturuyoruz. Çim alanla buluşan bu nokta bahçede dikkat çekiyor.

BİTKİLERLE CANLANDIRIYORUZ!

Bahçede formuyla, renkleriyle dikkat çeken ağaçlara ihtiyaç var. Bunun için Acer palmatum ve Hamamaelis X intermediaya öncelik veriyoruz. Formlarıyla göz dolduran bu ağaçlar canlı birer heykel görüntüsünde… Her iki ağacın toprak seviyesini yükseltiyoruz. Böylece bahçede doğal tepecikler oluşturarak araziyi şekillendiriyoruz. Acer palmatum kırmızı yapraklarıyla bahçenin belki de en vurgulu bitkisi olacak. Etrafına yerleştirdiğimiz dekoratif kayalarla bahçenin doğal görünümü kuvvetleniyor. Bahçeseverler için yapılacak işler bitmiyor. Tasarıma ahşap bir pergola ve salıncaklar ekliyoruz. Amacımız, bu bahçenin dört bir yanında kullanım alanları oluşturmak. Bahçede unutulan noktalar olmamalı. Kullanım alanlarının arasında fazla mesafe bırakmamaya özen gösteriyoruz. Ev sahiplerinin kolaylıkla istedikleri noktalara ulaşabilmesi bizim için önemli.

IŞIL IŞIL…

Bahçeye eklemek istediğimiz son bir detay daha var. Aydınlatma sistemini kuvvetlendirmek istiyoruz. Unutmayın ki bahçede sadece gündüz saatlerinde zaman geçirmek zorunda değilsiniz. Doğru aydınlatmayla akşam saatlerinde de güzel görüntüler yakalayabilirsiniz. Birçoğumuz hava karardığı zaman perdeleri çekip evin içine çekiliyoruz. Bahçe karanlığa gömülüyor Bunu değiştirmek için aydınlatma sistemini elden geçirmelisiniz. Açılı spot ışıklar, kısa yol aydınlatmaları, bina üzerinde yer alan apliklerle bahçeyi yaşayan bir tabloya çevirmek istiyoruz. Unutmayın ki, kaliteli bir aydınlatma sistemiyle bahçenizi canlı bir heykel konumuna dönüştürebilirsiniz. Bahçenin keyfini dört mevsim, gece ve gündüz geçirmeniz dileğiyle.

GELECEĞİN HAVUZLARI

SICIS, GELECEĞİN HAVUZLARINA SANAT VE ESTETİK DEĞER KATIYOR


Birçoğumuz, Hollywood stili havuzların hayalini kuruyoruz, çok az kişi ise bu tip havuzların keyfîni sürebiliyor. Sadece kamusal alanlardakiler değil, kişisel alanlardaki yüzme havuzları da yer kaplayan, önemli bütçeli projeler kategorisinde yer alıyor. Bu açıdan havuzlar; lüks bir ‘seçenek’ olarak tanımlandıkları için mimari araştırmaların, hepsinden önemlisi estetik bir itibarın ana konusu halinde gelmişlerdir.


Geleneksel basamak girişli kare havuzlardan, farklı geometrik şekillerde, Antik Yunan bordürlü, gül merkezli çok renkli klasik tasarımlara, miniıııalist ve yüksek tasarını çözümlerime kadar hem şekil hem dekorasyon açısından havuz dünyasında birçok seçenek bulunuyor. SICIS mozaiklerinin kullanılması ise havuzların malzeme kalitesini ve dekoratif değerini arttırıyor. Mozaiğe modern bir boyut kazandıran italyan markası SICIS, benzersiz ve taklit edilemeyen çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Mozaik küplerini sınırsız renk kombinasyonları ve dekoratif desenlerle buluşturarak modern yaşam alanlarının ve mimarinin sınırlarını belirliyor. Bu açıdan SICIS, mozaiği sadece zemin kaplayan bir malzeme olmaktan çıkarıp, trend ve yaşam stillerini ifade eden bir iletişini aracına dönüştürüyor.

Mediterranea Koleksiyonu

Rakipsiz renk seçenekleriyle SICIS sıklıkla kullandığı 179 canı rengini seçip karıştırıyor, aynalı ve yansıtıcı yüzeylerle oynayarak, buzlu ve resimli camlara alternatif oluşturacak şekilde harika çok biçimli “bahçeler” yaratıyor. Zarif dokulu tomurcuk çiçek desenleri muhteşem İspanyol ikliminden esinlenirken, diğer desenler Barselona’dan Arles’e, halta Venedik’ten Tunus’a uzanan deniz haltının izlerini taşıyor.

Kehribar, turkuaz, nane ve nar tonlarıyla Medilerranea, etrafını saran şehir ve medeniyetlerin bütün karakterini yansılıyor. Renkler kendilerini kaybetmeden çiçek taçlarında ve yaprakların damarlarında mükemmel tonlarını sergiliyor.

Mediterranea tamamen bilgisayar ortamında yaratılan mozaiklerin sayısız kombinasyon içerisinde oluşturduğu doku ve çiçek düzenlemelerinin mükemmel modülerliğini sunarken, sanatsal mozaik tekniği ile aynı dekoratif unsularla tamamen eşsiz seçeneklerin yaratılmasını sağlıyor. Bu şekilde desenleri büyük alanlarda kolaylıkla kullanabilir, aynı zamanda size özel tasarımlara imza atabilirsiniz. Desen, dekorasyon, geliştirme ve hatta boyut seçiminizi bir arada kullanabilirsiniz. Tasarımı 90 derece çevirebilir, zeminde farklı sıklıklar ve düzenlemeler tercih edebilirsiniz. Tasarımınızı istediğiniz gibi kişiselleştirebilirisiniz.

‘Sanal’ Ama Gerçek Bir Mozaik Koleksiyonu: PixALL

SICIS yeni bir koleksiyona dalıa imza imza attı: PixALL. Sayısız dekoratif desen ve renkteki tasarımlar, bilgisayar ekranından hayata tek bir ‘tık’la geçiyor bu koleksiyonda. Grafik tasarım yazılımı ve makul ölçülerde bir yaratıcılıkla, video görüntülerini oluşturan minik noktalar olan pikseller, mozaik küpler yerine kullanılarak tasarımların dokularını oluşturuyor. PixALL, dijital yüzeylerin bölümlere ayrılması ile uygulanıyor. Desenler ve dekoratif tasarımlarda; videoart’ta kullanılan, yakından bakıldığında görülen piksellerin parçalı etkisi büyük çiçekler, çizgiler. Murano, Glimmer, Iridium ve Golibrî koleksiyonlarının geometrik desenleri üzerinde yaratılıyor. 4, 9, 12, 16, 25 ve 36′lık kare modül şemalardan oluşan 11,6″ genişlikteki karelerin birleşimiyle yeni dekoratif düzenlemeler tasarlanıyor. PixALL Degrade ile renkler; zemin ve yüzeylerdeki sınırsız desenler içerisinde. birbirleri arasında, açıklan koyuya dalgalanıyor. Modüler bölümler sayesinde de, her modülde degrade etkisini yaratmak için gerekli mozaik küplerin sayısı bilgisayar üzerinde hesaplanlıyor.

PixALL farklı renklerin tesadüfi karışımıyla muhteşem tonlar yakalıyor. Sonuçta eşsiz, değerli, şaşırtıcı zeminler yaratılıyor. SICIS uzman dokunuşuyla mekanlara kişilik katıyor.

Doğal Seleksiyon Eylemdeki Bilgeliktir

lotus-cicegi

Biyomimikri: Doğadan İlham Alan İnovasyonlar” isimli kitabında verdiği örnekler ve ortaya koyduğu metodlarla biyotaklit konusunun öncülerinden kabul edilen biyolog ve yazar Janine Benyus, “Bir.şey eğer doğada bulunamıyorsa, onun olmaması için muhtemelen iyi bir neden vardır” diyor. Benyus’a göre tasarladığımız herhangi bir şey; bir ürün, bir işlem, ya da bir politika eninde sonunda biyolojik alanda bir denetimden geçmek zorunda.

Biomimikri’nin diğer bio-yaklaşımlardan farkı nedir?

Biomimikri organizmalardan ve onların ekosistemlerinden bir şeyler almak üzerine değil, onlardan ne öğrenebileceğimiz üzerine dayanan yeni bir çığır açıyor. Bu yaklaşım, ürün ya da üretici için organizmaları ham madde olarak kullanmaktan, örneğin zeminler, için ağaçları kesmek, ya da tedavi edici bitkileri toplamaktan oldukça farklı. Ayrıca bir işlevin yerine getirilmesi için bir organizmanın domestik kullanımı, örneğin suyun bakterilerden arıtılması, süt üretmek için ineklerin yetiştirilmesi gibi biyoloji-destekli teknolojiler kullanmaktan da oldukça farklı. Biomimik doğadan hammadde almak ya da domestik hale getirmek dışında organizmalara başvurur; bir fikirden esinlenir, onu fiziksel bir tasarı olarak görür. Bir fikri ödünç almak bir resmi kopyalamak gibi… Orijinal resim diğerlerine ilham vermeyi sürdürebilir.

Biomimikri Prensibi Nedir?

Biomimetik buluşunun uygulaması tasarım için biyolojiden ya da biyoloji için tasarımdan türeyebilir. Biyoloji-tasarım yaklaşımında biyolojik olgu insanın tasarım problemini çözmesi için yeni bir yol önerir. University of Bonn, Nees -Institute’den VVilhelm Barthlott, lotus çiçeği gibi yaprakların nasıl temizleyici malzemeler kullanılmadan kendi kendini kirlerden temizlediğine dair araştırmalar yaptı. Belgeleri lotus yapraklarının üzerindeki küçük tepeciklerin nasıl göründüğünü tanımlıyor. Bitki, üzerine en ufak bir toz zerresi geldiğinde hemen yapraklarını sallayarak ve toz taneciklerini bu nano tepeciklere itiyor. Yaprağın üzerine düşen yağmur damlaları da bu noktalara doğru yönlendiriliyor ve buradaki tozları süpürmesi sağlanıyor. Barthlott ve çalışma arkadaşları lotusun geometrik profillerinin, binalar için kuruduktan sonra nano-prüzler sunan bir cephe boyası gibi ticari ürünlere nasıl aktarılabileceği üzerine çalışmışlar. Yağmur suyu da bu ürün kullanıldığında binayı temizler. Bugün, cam, çatı kiremidi ve tekstil gibi kendi kendini temizleyebilen sayısız ürün Lotus-etkisinin bir göstergesidir. Biyoloji için tasarım yaklaşımında, kaşif bir insana dair tasarım sorunu ile çalışmaya başlar, ana fonksiyonu tanımlar ve sonra diğer organizmalar ya da ekosistemlerin bu fonksiyonu nasıl yerine getirdiğini inceler.

Ürün tasarımında biyomimikrinin nasıl uygulanabileceği konusunda sığ ve derin biyomimikri arasındaki farka işaret ediyorsunuz. Bu ne anlama geliyor?

Biomimikrinin ilk aşaması doğal formu taklit etmek. Örneğin baykuşlara sessiz uçuş imkanı tanıyan kanatlarındaki düzensiz tüyleri taklit edebilirsiniz. Tüy tasarımını kopyalamak sadece başlangıç, çünkü bu . sürdürülebilir bir şeyler sağlayabilir de sağlayamayabilir de. Derin biyomimikri doğal süreci, işleyişi, neden yapıldığını taklit eden ikinci bir aşamayı devreye sokuyor. Üçüncü aşama ise doğal ekosistemlerin taklididir. Baykuş tüyü incelikli bir şekilde iç içedir. Bu biyosferin bir parçası olan biyomun (canlı topluluğu), onun bir parçası olan ormanın ve ormanın bir parçası olan baykuşun bir parçasıdır. Aynı şekilde, bizim baykuştan ilham alan ürünümüz dünyayı ve onun yaşamlarını tüketmekten ziyade onaran, yeniden yapılandırmak için çalışan daha büyük ekonominin bir parçası olmalıdır. Eğer yeşil kimyayı kullanarak biyolojiden ilham ■ alınmış bir ürün yapacaksanız ama çalışanlarınız onu kötü çalışma koşulları altında dokuyorsa, kumaşlar kirliliği tetikleyen kamyonlara yükleniyorsa ve uzak mesafelere nakliye ediliyorsa siz konuyu anlayamamışsınız demektir.

Bir doğal sistemi taklit etmek için, her ürün buna nasıl uyar -ne kadar gereklidir, güzel midir, besleyici bir gıda ağının ya da endüstrilerin bir parçası mıdır ve tıpkı ekonomiyi olduğu gibi bir oranı da teşvik edecek yollardan taşınabilir mi, satılabilir mi, geri dönüşebilir mi gibi soruları sormak zorundasınız. Eğer biz bu üç aşamanın tamamında biyotaklit yapabilirsek- doğal form, doğal süreç ve doğal sistem- tüm iyi uyarlanmış organizmaların yaşam için elverişli koşullar yaratmak için yapmayı öğrendiği her şeyi yapmaya başlayacağız.

YENİLEBİLİR ÇAYIRLAR

Kitabınızda ortaya koyduğunuz daha radikal fikirlerden biri de ekosisteme özgü olarak bulunan bitki toplulukları üzerinde kendi kendini biçimlendiren yeni bir tarım şekliyle ilgili. Bu ne kadar gerçekçi?

Doğal sistemleri taklit eden tarım yaklaşımı, bir araziyi gözden geçirir ve “Burada doğal olarak ne yetişir?” der. 5000 yıldır, çayırlık alanlar toprağı zararlı böcekler ve yabani otlara karşı dirençli tutarak büyük bir iş yaptılar ve bizim yardımımız olmadan kendi üretkenliğinin sponsoru oldular. Çayırlık alanların sırrı şuydu; polikültürlerde yetişen çok yıllık bitkilerden oluşuyor olmaları. Maalesef bizler bu çayırlıkları yiyecek için kullanmıyoruz. 100 yılı aşkın bir süredir, bizler çayırları sürüyoruz ve oradaki sistemi monokültür olarak yetişen yıllık bitkilere dayanan kendi tarımımızla değiştiriyoruz, çayırların çok yıllık polikültürlerinin aksine bu tek yıllık monokültürler bizim yardımımıza htiyaç duyuyor. Bizim kullandığımız tarım; sisteminde tek yıllık bitkiler ekmek için her yıl toprağı sürmek gerekiyor. Bu da toprak erozyonuna yol açıyor, içerik olarak fakirleşen toprağı telafi etmek için de kimyasal gübre dökmek zorunda kalıyoruz. Bu her şeyin yenebildiği monokültürleri zararlı böceklerden korumak için bir yığın petrol bazlı böcek ilaçlarına yükleniyoruz. Bu, 1 kilokalori yiyecek üretmek için 10 kilokalori petrol kullanmak anlamına geliyor. Land Institute’den Wes Jackson, bu durumdan kurtulmanın yolunun bir çayırlık alanın polikültüründeki gibi hem yetiştirebileceğimiz hem de yiyebileceğimiz uzun ömürlü bitkiler üretmek olduğunu belirtiyor.

Jackson’ın yenilebilir çayırı sadece yeni olmakla kalmayıp; şimdi neye sahipsek onun tam tersi olacaktır. Bitkiler kışı geçirecektir, böylece biz her sene sürmek ve yeniden ekmek ya da toprak erozyonu için endişelenmek zorunda kalmayacağız. Nitrojen fikse eden bitkiler karışımda olabileceğinden sentetik gübreler eklemeye ihtiyaç duymayacağız. Sprey biyositlere de ihtiyaç duymayacağız. Çünkü çok sayıda farklı bitki türünün varlığı zararlı böcek salgınlarını yavaşlatabilir. Bu yöntemle endüstriyi taklit eden doğal maddeleri işlemeye dayalı tarım yerine, doğayı taklit ederek kendini sürekli yenileyen bir tarıma ‘ sahip olabiliriz. Radikal olsa da bitkilerimizin çoğunun çok yıllık akrabalarından üretildiğini düşündüğünüzde yiyebileceğiniz bir çayırlık üretmek daha gerçekçi. On bin yılı aşkın bir süredir, biz onları sezonluğa dönüştürdük ve genetik havuzlarını daralttık. Bu nedenle şimdi bu genetik havuzları genişletme arayışındayız.

Peki kitabınızda söylediğiniz gibi “doğanın sesini çalmak ve onu hayata karşı devam eden savaşlarda kullanmaktan” insanları alıkoyacak olan nedir?
Bu iyi bir soru, çünkü herhangi bir teknoloji, bu doğadan ilham alan bir teknoloji olsa da, iyi ya da kötüye kullanılabilir. Uçak, örneğin, kuşun kanadından esinlenilmiş, bunu icadımızdan sadece 10 yıl sonra biz bununla insanları bombaladık. Yazar Bili McKibben’in söylediği gibi, bizim araçlarımız her zaman bir ideolojinin hizmetinde kullanılır. Bizim ideolojimiz, evrende kim olduğumuza dair kendimize anlattığımız hikaye, eğer yaşayan Dünya’yi saygıyla iyileştireceksek değişmek zorunda.

Şu anda Dünya’nın bizim kullanmamız için var olduğunu kendimize anlatıyoruz. Bizler kendimizi piramidin en. üstünde görüyoruz. Biz muhteşem şanslı bir çalışma elde ettik ama bu uzun dönemde ille de en iyi şekilde geride kalanın biz olacağımız anlamına gelmez. Doğal seleksiyonun kurallarına bağışık değiliz ve eğer Dünya’nın taşıma kapasitesini aşarsak bunun sonuçlarını da ödeyeceğiz. Etik biyomimikriyi uygulamak yüreklerimizde bir değişiklik gerektirecek. “30 milyonluk bir parlamentoda” bir oy olarak, sadece türler içerisinde bir tür olarak kendimizi görmeye başlamak zorunda kalacağız. Bu gerçeği kabul ettiğimiz zaman yaşayan Dünya için iyi olanın bizim için de iyi olacağını fark etmeye başlayacağız.

Eğer biz bu etik yolu takip etmeyi kabul edersek, sormamız gereken soru: inovasyonlarımızın “doğruluğunu” nasıl yargılayacağız? Yaşamı desteklediklerinden nasıl emin olacağız? Burada da ben biyomimikrinin yardımcı olacağını düşünüyorum. Doğanın bir filtre gibi davranma özelliğini kullanırsak, örneğin bir sınıfa ait organizmadan diğerine gen transfer etmeyi durdurabiliriz. Örneğin bir çilek bitkisine dil balığından gen aktarımı yapmayız. Biyomimikri şöyle der: eğer doğada bulunamıyorsa, onun olmaması için muhtemelen iyi bir neden var demektir. Tasarladığımız herhangi bir şey- bir ürün, bir işlem, ya da bir politika- eninde sonunda biyolojik alanda bir denetimden geçmek zorunda. Doğal seleksiyon eylemdeki bilgeliktir.

YENİ BİR ÇAĞIN BAŞLANGICI

Bir Biyomimetik Devrim nasıl olacak?

Kitapta biomimikri için yaşlanan bir göleti yenilemeye çalışırkenki bir deneyimimden sonra şekillenen bir muhtemel yoldan bahsediyorum. Aşamalar basit ama etkileri derin: Bunlar 1) insan aklını susturmak, 2) Doğayı dinlemek, 3) Doğayı tekrarlamak ve 4) İyi fikirlerin kaynağının doğru yönetimle korunması, insan aklını susturmak doğanın en iyi olduğunu kabul ederek insan ırkının olgunlaşmasını gerektirir. Buna yaklaşmaya başladığımızı düşünüyorum.

Görüyoruz ki bizim zekamız bizi köşeye sıkıştırıyor ve seçenekleri tüketip çaresiz bırakıyor ve biz şu anda yeni önerilere açığız. Doğayı dinlemek keşfetme aşamasıdır. Bu gezegenin flora ve faunasıyla organize bir şekilde iletişim, halinde olmamız açısından önemlidir. Yeryüzünde 5 ila 30 milyon canlı türü olduğu tahmininin dışında sadece 1.4 milyon kadarı tanımlanmış durumda, iki yıl boyunca insanların gönüllü olarak biyolojik çeşitlilik envanterini çıkardıkları bir Biyolojik Barış Gücü oluştuğunu görmek isterdim. Hayvan ve bitki gruplarının derinlemesine çalışıldığı sistematiklerin rağbet gören bir uğraşa dönüşmesini de görmek isterdim. Doğanın dağarcığında bilinmesi gereken ne varsa her şeyi bilen insanlara ihtiyacımız var. Bununla birlikte doğayı yakından dinleyen bu aşamada sadece bilim insanlarının değil hepimizin ekolojik açıdan bilgilenmeye ihtiyacı var. Doğayı tekrar etmek ise bizim doğada keşfettiğimiz ne varsa taklit ettiğimiz aşama. Ürünleri ve sistemleri icat eden teknoloji uzmanlarının biyologlar ile etkileşim halinde olması gerekiyor; böylece insan .ihtiyaçlarını doğanın çözümleriyle eşleştirebilirler. Daha kalıcı iş birliktelikleri için biyomimetik tasarımı öğretmeye dair üniversite eğitimi tasarlamalıyız. İnterneti de bilgilerimizi depolayabilmek için kullanabileceğimiz bir alan olarak önemsiyorum. Biyolojik bilginin dev veri tabanı bir inovasyon eşleşme hizmeti gibi çalışacak. Örneğin yeni bir su arıtma cihazı tasarlamakla görevli bir mühendis stratejileri, bataklıkta yetişen ve güneş enerjisiyle köklerinde deniz suyunu filtreleyebilen bir ağacın kök çeperine dair planları kolayca gözden geçirebilecek. Bu “Doğa’nın Çözümleri İçin Google” fikri fonksiyonel arama terimi ile biyolojik araştırmaları, organize edebilecek. Kamu mülkiyetinde olacağından böylece fikirler patentieşemeyecek. Bu devasa bir şey ama önemli, biyolojideki fikirleri insan sistemleri tasarımına taşımak için ilk adım. Doğadan öğrenebilmeyi sağlayan tek yolun bu iyi fikirlerin kaynağı olan doğallığı korumak olduğu düşüncesi de bu süreci takip edecek.

Biyomimetik Devrim bizim hayatlarımızı nasıl değiştirir?

“Doğanın yöntemiyle yapmak” gıdalarımızı yetiştirme, malzemelerimizi yapma, enerjiyi kullanma, kendimizi iyileştirme, bilgi depolama ve işlerimizi yürütme yöntemlerimizi değiştirme potansiyeline sahip. Her açıdan, doğa bir model, ölçüt ve akıl hocası olabilir. Model olarak doğa. Tamamen biyolojik olarak ayrıştırılabilen lifleri, seramikleri, plastikleri ve kimyasalları güneşi ve basit bileşimleri kullanarak, hayvanların ve bitkilerin yöntemleriyle üretebiliriz. Ovaları model alan çiftliklerimiz kendiliğinden gübreli ve zararlılara dirençli olabilir. Yine ilaçlar ya da bitkiler bulmak için milyonlarca yıldır kendilerini sağlıklı kılmak ve beslemek için bitkileri kullanan hayvanlara yâ da böceklere başvurabiliriz. Hatta bilgisayar programları bile doğadan ipucu alabilecek. Kısacası doğa her açıdan model sağlayacaktır: Solar piller yapraklardan kopyalandı, çelik lifler örümcek tarzı dokumadan, kırılmaz seramikler sedeften, kanser kürleri şempanzelerden…

Model sağlamanın yanı sıra doğa ayrıca ölçü de sağlar. Biz inovasyonlarımızın “doğruluğunu” yargılamak noktasında doğayı bir standart olarak görebiliriz. Yaşamı destekliyorlar mı? Onunla uyumlular mı? Devam edecekler mi? Doğayı ürünler yerine bir fikir kaynağı olarak gördüğümüzde yabani türlerin ve onların habitatlarının korunması mantığı açığa çıkmaya başlayacak. En büyük umudum bunu daha fazla insanın fark etmesi.

Kitabınız bir “aciliyet” duygusunu dillendiriyor. Biyomimikriyi tam da şimdi keşfetmek neden önemli?

Biz insanlar evrimimizin dönüm noktasındayız. Biz küçük bir popülasyon olarak çok büyük bir dünyada meydana gelsek de şu anda sayıca ve bölgece dünyanın “dikişlerini patlatacak” kadar genişledik. Bizden çok fazla var ve alışkanlıklarımız sürdürülebilir değil. Şimdi biz doğal dünyadan her şeyi öğrenebileceğimizi fark etmeye başlıyoruz. ABD Ulusal Biyoloji Servisi tarafından yapılan güncel bir anket, ABD’deki tüm yerel doğal ekosistemlerin bir yarısının tehlike sınırında olduğunu gösteriyor. Bu durum biomimikriyi sadece ‘ doğayı incelemek ve değer vermenin yeni bir. yolu olmaktan daha ileri bir noktaya taşıyor. Bu aynı zamanda hayatı kurtarmak için bir yarış.

Sokaktan Yaşama ‘Organik’ Köprüler

organik-tarim

Amerika’daki toplum bahçesi uygulamaları arasında evsizlere yönelik çalışmalar oldukça öne çıkıyor. Kent içerisinde kurulan organik bahçelerde yürütülen eğitim programları, sokaklarda yaşayan insanalar için hem barınak hem de istihdam sağlayarak etkili bir rehabilitasyon alanı yaratıyor.

Toplum bahçeciliği yaklaşımının farklı şekillerde yorumlandığı Amerika’da organik gıda yetiştirebilmenin ötesinde sosyal bir hizmet boyutuna dönüşmüş projelerin de sayısı oldukça fazla. Bunlardan biri ve belki de en önemlisi de evsiz insanlar için toplum bahçeleri uygulaması. Uygulamaya dair farklı bölgelerde pek çok organizasyon mevcut. Bu alanda hizmet veren toplum bahçelerinin ilk örneklerinden biri de Kaliforniya Santa Cruz Eyaleti’ndeki Evsizler için Bahçe Projesi.

1990 yılında eyalette hizmet veren ve kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan Evsiz Vatandaşlar Komitesi’nin Pelton Bulvarı’nda bir organik bahçenin kapılarını açmasıyla evsizlere yönelik projenin de ilk adımı atılmış. Geçtiğimiz yıl 20. yaşını dolduran proje kadın, erkek ya da çocuk tüm evsiz insanlar için organik çiftliğin iyileştirici ortamında sığınma ve barınma imkanıyla birlikte anlamlı bir iş imkanı sağlayabilmek düşüncesine dayanıyor. Proje kapsamında 1991 yılında bölgedeki ilk Toplum Destekli Tarım programı ile yerel restoran ve çiftçi marketlerine ürün
satılmaya başlanmış. 1994 yılında ikinci çiftlik açılmış ve aynı yıl kurulan Kadınların Organik Çiçek Girişimi (WOEE) ile evsiz . kadınlar için bahçeden elde edilen kurutulmuş çiçek ve bitkilerden çelenkler yapabilecekleri bir iş imkanı yaratılmış.

TEMEL YAŞAM BECERİLERİ VE ÖZGÜVEN KAZANIYORLAR

Çalışmalar doğrultusunda 2009 yılında bölgede yapılan Santa Cruz Eyaleti Evsizler Sayımı ve Anketi evsizlik ve işsizliğin birbiri ile yakından ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Ankete katılanların yüzde 30′u iş kaybını mevcut evsizlik sorunu için birinci neden olarak göstermiş. Anketi cevaplayanların yüzde 16′sı alkol ya da uyuşturucu sorunlarını da evsizlik için önemli bir neden olarak belirtmiş. Akıl sağlığı ile ilgili sorunlar ve hastalık gibi nedenler de yüzde 4.5′lik bir paya sahip. Yapılan çalışma pek çok farklı ihtiyaçları olan bir nüfusu ortaya çıkarıyor. Evsizler için Bahçe Projesi de tüm bu ihtiyaçlar için entegre yaklaşım sunan programlara ev sahipliği yapıyor.

Evsiz ya da evsizlik riskiyle karşı karşıya olan insanlar için iş eğitimi ve istihdam yaratma imkanı sağlayan programlar, stajyerlere temel yaşam becerilerini ve kendini değerli hissetme algısını yeniden inşa etmek ve geliştirmek için fırsatlar yaratıyor. Program iş ile güçlü bağlar kuran gönüllüler, stajyerler, müşteriler ve kursiyerlere hizmet verirken ekonomik ve ekolojik sürdürülebilirliğin kurallarını dersler ve birebir deneyimleme yoluyla öğretiyor. Bahçede çalışan grup üyeleri haftada dört kez yöneticiler, gönüllüler ve diğer kursiyerlerle bir araya gelerek yemek yiyorlar/Gönüllüler ile birlikte ortak hedefler doğrultusunda çalışıyorlar, üretiyorlar, satıyorlar. Bu “güçlendirilmiş” ortam evsiz insanlar için toplumdanizole yaşama hissini ortadan kaldırıyor.

ÇEVRE DOSTU VE SAĞLIKLI YEŞİL MALZEMELER

cevre_dostu

Türkiye’de yeşil bina sayısının artması ile birlikte inşaat sektöründe çevreye saygılı, sağlıklı, yeşil malzemelerin kullanımı da artmaktadır. Ancak, artan bu talebin karşısında bugün yeşil malzemelerin tedariğinde sıkıntı yaşanıyorsa da inanıyorum ki, çok kısa bir zamanda bu ürünler Türkiye’de üretilmeye başlanacak, yatırımcıların kullanımına sunulacak ve yerel ekonomiye katkı sağlanacaktır.

Her ne kadar yeşil malzemelerin neler olduğu çok iyi bilinmiyorsa da, çeşitli sertifika sistemeleri sayesinde yeşil binaların artması ile yeşil malzemeler, kısa zamanda herkes tarafından bilinir hale gelecektir.

YEŞİL MALZEMELER
Yenilebilir, kullanılmış (hurda) malzemeden yapılmış, yaşam boyu (çıkarılması, üretilmesi, taşınması, bakımı ve uzaklaştırılması süresince) enerji tüketimi ve bina ömrü süresince çevresel etkileri düşük olması ile çevre dostu, düşük VOC (Volatile Organic Compounds_ Uçucu Organik Bileşikler (kanserojen) değeri ile de sağlıklı malzemelerdir.

Halihazırda, piyasada klasik malzemelere göre maliyet farkı olmaksızın VOC değeri düşük boya, yapıştırıcı, izolasyon malzemeleri, geri dönüştürülmüş zemin ve tavan döşemeleri, yenilebilir linolyum zemin kaplaması ve CRI sertifikalı halı, susuz pissuarlar, verimli rezervuar, lavabo ve duş gibi ürün ve malzemeleri tedarik etmek mümkündür.

YEREL MALZEMELER
Ulaşımdan kaynaklanan karbon salimini düşürmek ve yerel ekonomiye katkı sağlamak amaçlı olarak kullanılan yerel malzemeler, yeşil binalarda çoğunlukla kullanılan malzemelerdir. Demir, beton, tuğla, gazbeton, alçıpan, halı, asma tavan ve dış cephe gibi hemen hemen tüm inşaat malzemeleri yerel olarak tedarik edilebilmektdir.

GERİ DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞ MALZEMELER
Doğal kaynakların çıkarılmasında ve taşınmasında fosil tabanlı yakıtları azaltmak için geri dönüştürülmüş malzemeler kullanılmaktadır. Geri dönüştürülmüş malzeme; tüketicilerin kullanımından sonra hurdaya ayrılmış (Post_Consumer) veya herhangi bir üretimin çıkışından başka bir ürünün
hammadesi ya da girdisine dönüştürülerek kullanılmasıdır. İnşaat demiri, her türlü çelik, halı, çeşitli asma tavan, çeşitli zemin kaplama malzemem
örnek olarak gösterilebilir.

HURDA MALZEMELER
Kullanılmış (hurda) Malzemeler, çevresel etkileri en düşük olanlardır. Kullanıma elverişli olmadıkları ve görüntü itibari ile yeni bina konseptine uymadıkları için yeni binalarda tercih edilmemektedirler. Ancak, gelecekte mimarlarımız bu malzemelerin yeniden kullanılması ile ilgili güzel çözümler bulacaklardır. Kullanılmış parke, çelik ve taşyünü asma tavan malzemeleri, halı, kapı, çeşitli çelik malzemeler örnek olarak verilebilir

YENİLENEBİLİR MALZEMELER
Uzun zaman diliminde yetişen ürünlerin kullanımını azaltmak ve yok olmalar:” önlemek düşüncesi ile yenilebilir malzemeler kullanılmaktadır. Yenilebilir malzer kullanımı yaygın olmamakla birlikte tedariğinde yaşanan sıkıntıların giderilmes yerel üretimin hızlanması ile yeşil binalarda daha çok görülmeye başlanacak: F. Bambu, yün, pamuk, linolyum, saman ve buğday kabuğundan yapılmış her türlü kompozit malzeme ve mantar, yenilenebilir ürünlere örre-gösterilebilir. Bu ürünler daha çok zemin kaplama, sabit ve hareketli mobilyalar, asma tavan ve izolasyon malzemelerinde kullanılmaktadır.

SERTİFİKALI AHŞAP
Ormanların kontrollü kesimini ve çevre bilinci ile yönetilmesini sağlamak için sertifikalı ahşap kullanımı yeşil binalarda tercih edilmektedir. Ancak sınırlı sayıda tedarikçinin olması, ithal edilmesi ve çok iyi bilinmiyor olması kullanımı zorlaştırmaktadır. Sertfikalı Ahşap, özellikle dış cephe ve zemin kaplama, uygulamalarında kullanılmaktadır.

DUŞUK EMİSYONLU YAPIŞTIRICI VE İZOLASYON MALZEMELERİ
Uygulama sırasında çalışanların ve daha sonra bina kullanıcılarının sağlığını korumak amacıyla, iç hava kirleticilerinin miktarı ve dolayısıyla rahatsız edici ve zararlı kokuları azaltılmış yapıştırıcıların kullanımı zorunlu hale gelmektedir. Bunun için yeşil binalarda yaygın olarak, düşük VOC miktarı içeren yapıştırıcılar kullanılmaktadır. Bu ürünlerin yaygın olarak kullanıldığı alanlar, zemin kaplama, mekanik kanallann izolasyonu, PVC boruları, cephe iç uygulamalarıdır.

DÜŞÜK EMİSYONLU BOYALAR VE ZEMİN KAPLAMALARI
Çalışanların ve bina kullanıcılarının sağlığını korumak için düşük VOC miktarı içeren boyalar, Epoksi ve Poliüretan gibi zemin kaplamaları kullanılmaktadır. Her türlü zemin kaplamasında kullanılan Epoksi ve Poliüretan, iç duvarlarda kullanılan boyalar ve iç mekanlarda kullanılan çelik malzemeler üzerine uygulanan boyaların içerdiği VOC miktarı belirlenmiş limitler altında olmalıdır.

DÜŞÜK EMİSYONLU ZEMİN KAPLAMA SİSTEMLERİ
Bina iç mekanlarında kullanılacak seramik, halı ve diğer sert zeminler belir sertifikalara sahip olmalıdır. Halı ve seramik yapıştırıcılarının ve diğer tüm zemin kaplama malzemelerinde kullanılan yapıştırmaların VOC değeri belirlenmiş limitler altında olmalıdır.

DÜŞÜK EMİSYONLU KOMPOZIT MALZEMELER
Sağlıklı ortamlar oluşturmak için bina iç mekanlarında kullanılacak MDF, Suntalam gibi kompozit malzemelerin urea-formaldait içermemesi gerekmektedir.

ÇEVRE DOSTU GAZLAR
Özellikle soğutma gruplarında ve yangın söndürme sistemlerinde CFC (KloroFloroKarbon)ve HCFC (HidroKloroFloroKarbon) gazları yerine Ozon tabakasına zarar vermeyen gazlar tercih edilmektedir. Küresel ısınmaya neden olan etkileri azaltılmış gazların kullanımı hızla artmaktadır. Ancak, çevresel etkileri düşürmek için kullanılacak gaz tipi ne kadar önemli ise, gazın kullanılacağı soğutma sisteminin verimi ve ömrü, yıllık gaz kaçağı oranı da o kadar önemlidir.

SU TASARRUFLU SİSTEMLER
Çok büyük oranlarda su tasarrufu sağlayan lavabo ve duş bataryaları, susuz pissuar ve verimli klozet sistemleri yeşil binalarda tercih edilmektedir.

Çevre dostu ve sağlıklı malzemeler-ürünler yukarıda verilenler ile sınırlı değildir. Ayrıca aydınlatma sistemlerinde kullanılan yüksek frekanslı balastlar, ısıl özelliğinin yanında çevresel etkileri de azaltılmış izolasyon malzemeleri, yaşam boyu çevresel etkileri ve enerji tüketimi azaltılmış, uzun ömürlü ve dayanıklı malzemeler, kullanılmış yapısal ve yapısal olmayan malzemeler, geri dönüştürülmüş malzemeler örnek olarak verilebilir. Bu örnekleri çoğaltmak da pek tabi ki mümkündür.

Yeşil malzeme kullanımının artaması ile çevresel etkiler ve doğal kaynak kullanımı azalacak, yeni malzemelerin çıkarılmasında ve taşınmasında tüketilen enerji düşecek ve en önemlisi sağlıklı malzeme kullanımı ile iç mekanlarda çalışma kalitesi ve çalışanların verimi artacaktır.

Kent Yaşamında Kollektif Çalışma Alanları – Toplum Bahçeleri

toplum-bahceleri

Amerika, İngiltere, İspanya, Tayvan gibi dünyanın birçok farklı ülkesinde, kentsel tarım alanında giderek yükselen bir eğilim; Toplum Bahçeleri. Kent koşullarına göre çeşitlilik gösteren bu yeni tarımsal yapılanmalar kentlerde yaşayanlara taze gıda ürünleri sağladığı gibi komşuluk ilişkileri, topluluk ruhu ve aidiyat hissini de geliştiriyor. Kısacası beslenmeden sosyal ilişkilere uzanan geniş bir ölçekte, günümüz kent yaşamında eksik olan pek k algıyı yeniden inşa ediyor.

Sırt sırta vermiş beton yığınlarına karşı omuz omuza vermiş insanlar… Toplum bahçelerini tanımlamak için aklıma gelen ilk sözcükler bunlar… New York, Londra, Sidney, Barcelona gibi dünyanın farklı noktalarındaki büyük şehirlerde yaşayan pek çok insan yeşil olana yaşam imkanı tanımayan kent koşullarından bunalmış durumda… Bu durum çözüm arayışlarını da beraberinde getiriyor. Ortaya çıkan çözümler farklı farklı olsa da bir şeyi kanıtlar nitelikte; insanlar tıpkı geçmişteki gibi doğal döngüyle paralel olarak hareket edebilmeyi, yediği yiyecekle bağ kurabilmeyi, paylaşmayı, yardımlaşmayı özlüyor. Bulduğu çözümler de içgüdüsel olarak özlemlerine karşılık vermek üzerine şekilleniyor. Toplum bahçeleri de çok katlı, bitişik nizam beton yığınlarında yaşayan çoğu kent insanı için bir lüks olan arka bahçe ihtiyacına cevap verirken bir yandan da yeni bir toplumsal algı yaratmaya katkıda bulunuyor.

Basit açıklamasıyla bir grup insan tarafından ekilip biçilen bir arazi parçası olan toplum bahçeleri özellikle büyük kentlerde taze gıdalarını yetiştirmek ve sağlıklı beslenmek isteyen ve sayıları her geçen gün artan insanların tercih etiği bir kentsel tarım yöntemi. Toplum bahçeleri kırsal alanda, şehir dışında, varoş alanlarda olabildiği gibi kentin içinde de yer alabiliyorlar. Gıda ürünlerinin tamamının olmasa da büyük bir kısmının sağlanabildiği toplum bahçeleri gerek yapılanmaları gerekse işlevleri bakımından modern şehiryaşamının vebası olarak da yorumlanan iki tür “yabancılaşma sorununa çözüm olarak da ortaya çıkıyor. Toplum bahçelerinde çalışan kentli bahçıvanlar gıdalarının kaynağına daha da yakınlaşıyorlar ve aynı zamanda farklı özelliklere sahip insanlar bu alanda ortak çalışmak için bir araya gelerek paylaşıma dayalı bir sosyal topluluk oluşturuyorlar.

Toplum bahçeleri taze ürün ve bitkiler sağladığı gibi emek tatmini, komşuluk gelişimi, topluluk ruhu ve çevre ile bağ kurma gibi etkilere de sahip. Her kentin toplum bahçeleri onlarla ilgilenen bahçıvanlar kadar çeşitli olabiliyor. Bazıları sadece çiçek yetiştirirken diğerleri komünal olarak çalışıp, ürünü paylaşabiliyorlar. Ya da bazıları bireysel arazilerde kişisel kullanıma dayanırken diğerlerinde yükseltilmiş toprak zeminlerle engelli bahçıvanların çalışabileceği bahçe alanları oluşturulabiliyor. Bütün bu çeşitliliğe rağmen toplum bahçelerinin çoğu genellikle 4 unsur bakımından ortaklar:

-Arazi (bir şeyler yetiştirmek için gereken alan)
-Ekinler
-Bahçıvanlar
-Bazı organize düzenlemeler

TERKEDİLMİŞ ARAZİLERDEN ÜRETKEN BAHÇELERE…

Toplumsal gıda bahçeleri bireysel araziler olabileceği gibi yerel yönetimlere, okullara, üniversitelere, kiliselere veya toplu konutlara ait alanlarda da bulunabiliyorlar. Bir toplum bahçesi’için arazi topluca ya da bireysel olarak tutulabiliyor. Bazı bahçeler kolektif olarak büyüyor, herkes birlikte çalışıyor; diğerleri yine ortak bir alanda bölünmüş arazilerden oluşabiliyor ve her bir bölüm farklı bir bahçıvan (grup ya da aile) tarafından yönetilebiliyor. Arazilerin mülkiyeti güvenilir yerel yönetimlere ya da kar amacı gütmeyen derneklere ait olabiliyor ve bahçeyi kullanmak isteyenler bir kira sözleşmesi karşılığında bu alanları kullanabiliyorlar. Ya da boş, kullanılmayan arazileri temizleyerek onları üretken bahçelere dönüştürmek de mümkün. Bu yöntem özellikle Amerikan toplum bahçeciliğinde çok rastlanan bir uygulama. Alternatif olarak, toplum bahçelerine kamusal parklar ve oyun alanlarını da içeren sağlık ve dinlence için eğlenceli bir uğraş alanı olarak da kent merkezlerinde rastlanabiliyor. Toprak alanın neredeyse hiç bulunamayacağı kent merkezlerinde ise boş alanlara yerleştirilen toprak dolu konteynerler ve variller, mini bahçeler olarak kullanılabiliyor.

Arazi kullanımı açısından her ülkede farklı uygulamalar mevcut. Örneğin Amerika ve Avrupa’da toplum bahçeleri savaş zamanlarında ya da ekonomik kriz dönemlerinde gıda sağlamak üzere kullanılan “zafer bahçeleri” ile benzerlik gösteriyor. Kuzey Amerika’da gıda yetiştirilen küçük araziler, doğal alanları korumak için hayata geçirilen büyük “yeşillendirme” projeleri, kent sokaklarının köşelerinde bulunan ufak sokak saksıları gibi farklı toplum bahçeciliği uygulamaları olarak öne çıkıyor.

İngiltere ve Avrupa’da ise öne çıkan model “kiralık/hisseli bahçeler”. Farklı büyüklüklerde araziler kiralanarak bahçe için kullanılıyor, her biri yüzlerce metrekare ölçülen ve nesiller boyunca aynı aile tarafından kiralanan bahçeler bile var. Gelişen dünyada, küçük bahçeler için kiralanmış araziler kentsel alanlardaki mini bostanlar olarak manzaranın tanıdık bir parçası.

Toplum bahçelerinde standart bir arazi ölçüsü bulunmuyor. Arazinin ölçüsü, lokasyon, bahçe olmaya elverişlilik, talep, bahçıvanların fiziksel ve zaman sınırları gibi pek çok faktöre bağlı olarak değişiklik gösterebiliyor. Kuzey Amerika toplum bahçelerinin arazileri Avrupa’da ki bölüşüm payına göre genelde daha küçük olma eğiliminde. 6m x 6m yaygın bir arazi ölçüsü (parklardaki büyük bahçeler); 3m x 3m ya da 3m x 4.5m ise bir diğer çok kullanılan ölçü (küçük alanlı şehir içi bahçeleri).

“HAYALİ” ARKA BAHÇELER

Toplum bahçesi olarak adlandırılan bir alanda, (arazinin niteliğine göre) domates, biber, patates, havuç, lahana, çilek, karpuz, salata yeşillikleri, çeşitli bitkiler gibi geniş bir yelpazede ürün elde etmek ve alan müsait ise kümes hayvanları da yetiştirmek mümkün. Ancak gıda üretimi çoğu toplum bahçesinin merkezinde yer alırken, hepsi için odak noktası sebze yetiştirmek olmayabiliyor. Doğal alanların restorasyonu ve yerli bitki bahçeleri de aynı şekilde popüler. “Sanat” bahçeleri olarak da tanımlanan bu gibi alanlarda çeşitli heykeller, sanatsal düzenlemeler ve peyzaj bir arada bulunuyor. Çoğu bahçe, mevcut arazileri küçük meyve bahçeleri, bitki ve kelebek bahçeleri gibi projeler ile birleştiriyor. Arsaların her biri oldukça çeşitlilik gösteren, çiçekler, sebzeler ve yerel

sanat kullanılarak donatılmış birer “hayali” arka bahçe olabiliyorlar.

GRUPLARIN BİR ARAYA GELMESİ
Toplum bahçesinde çalışacak gruplar kullanılmayan, boş bir araziyi işgal edip, ekilip biçilebilen üretken bir yere dönüştüren “tabandan” bir hareket olarak şekillenebileceği gibi daha hiyerarşik düzenlemeyle, belediyeye ait bir birim olarak da organize olabiliyor. Bahçıvanlar . genellikle herhangi bir kültürel geçmişten

MUHALİF GÖRÜŞLER
Toplum bahçelerine karşı olan bazı görüşler de mevcut. Bazıları bunun ırkçılığı yeniden güçlendireceğini öne sürüyorlar. Bunun sadece bir trend olduğunu, belirli ayrıcalıklara sahip insanlardan oluşan seçilmiş bir grubun ayrıcalıklı alanlarda bir araya gelebileceğim, bunun sonucunda da arazilerin belirli bir grubun elinde olacağını düşünüyorlar. Ancak toplum. bahçelerini savunanlar bu oluşumun ırkçılığın doğrudan karşısında olduğunu, farklı alanlardan insanları ortak bir amaç için bir araya getirdiğim savunuyorlar. Sivil toplum katılımı ve toplum gelişimi için bir alan yarattığını öne sürüyorlar. Devlet tarafından destek verilen çok fazla uygulama olsa da bazı bölgelerde toplum bahçeleri hükümet yetkilileri ve planlamacılar tarafından da bir toplum hizmeti olarak değil, mevcut arazilerin istenilmeyen kullanımı olarak görülüyor.

gelebilirler; genç ya da yaşlı, deneyimsiz ya da tecrübeli, zengin ya da fakir… Bahçe içerisinde sadece birkaç kişi ya da yüzlerce kişi aktif olarak yer alabiliyor. Toplum bahçelerinde organizasyona dair farklı modeller kullanılabiliyor. Bahçe içerisindeki düzenlemeler yapılanmanın “tabandan” ya da “yukarıdan aşağı” olup olmadığına bağlı. Örneğin liderlikler bazılarında demokratik yoldan seçilirken diğerlerinde atanmış yetkililer çalışabiliyor. Bazıları da dernekler gibi kar amacı gütmeyen organizasyonlarca yönetiliyor.

Bahçenin bakımına yardım için gruba dahil olan bahçıvanlardan yıllık aidat ödemeleri bekleniyor ve organizasyonların bu ücretleri yönetmesi gerekiyor. Bir toplum bahçesinde görevler oldukça fazla; bakımı sağlamak, yolları malçlamak, üye yapmak, maddi kaynaklan çoğaltmak…

SOSYAL BOYUTU
Toplum bahçeciliği sadece gıda yetiştirmekten çok daha fazla anlam taşıyor. Bu aynı zamanda bir mekan ve toplum hissini yetiştirmek için de bir yol. Toplum duygusu daha güvenli ve yapıcı bir çevre yaratmada etkili oluyor. Gıda yetiştirmek için araziyi paylaşmak, toprak bir alanının bakımının sorululuğunu üstlenmek aidiyet duygusu ve özdeşlik algısı yaratarak toplum algısının inşasına dâ olanak yaratıyor. Örneğin oturdukları bölgelerde boş arazileri ekilebilen alanlara dönüştüren topluluklar, kendileri için doğa ile bağ kurabilecekleri bir alan yaratırken, elde ettikleri ürünleri de çevrelerindeki ihtiyaç sahibi insanlara veriyorlar. Pek çok ülkede toplum bahçelerini desteklemek için kurulan kar amacı gütmeyen organizasyonlar büyük şehirlerde, düşük gelirli ailelere kendi bahçelerini ve yiyeceklerini yetiştirme konusunda yardım ediyorlar ve dünya çapında toplum bahçeleri oluşturmak için ücretsiz danışmanlık sunuyorlar. Ayrıca yapılan araştırmalar toplumsal gıda bahçelerinin suç sıklığını azaltmada etkili olduğu ve toplumsal refahın artmasına katkıda bulunduğunu da ortaya koyuyor.

TOPLUM BAHÇELERİNİN FAYDALARI
• Besleyici ve taze gıdalara kolay erişim,
• Kendi gıdalarınızı yetiştirebiliyor olmanızdan kaynaklanan basan hissi,
• Komşularınız ya da o bölgede yaşayan ve bahçede çalışan insanlar arasından arkadaşlar edinmek,
• Bahçe ile ilgili becerileri, ortak karar almayı ve işbirliğini öğrenmek,
• Bahçeyle uğraşırken aynı zamanda sağlıklı açık alan egzersizi de yapıyor olmak,
• Yapıcı ve üretken bir eğlence aktivitesinde bulunmak,
• Yerel çevreyi geliştirmek.

Ülkeler ve Toplum Bahçeleri

ulkeler-toplum-bahceleri

İNGİLTERE

İngiltere’de bahçe ile uğraşmak isteyen kentli insanlar arasında geçmişten beri en yaygın uygulama kiralık bahçe yöntemi. Bu uygulama genellikle yerel yönetimlerin ya da diğer kamu kurumlarının ellerinde bulunana ve ekilmesi için.bireylere kiraya verdikleri arazilerde yapılıyor. Her zaman olmasa da kiralık bahçeler çoğunlukla yerleşim alanlarının dışında konumlanıyorlar ve bu alanların oyun alanları ya da açık hava alanları olarak kullanılması tercih edilmiyor. Bu alanları genellikle bireyler ya da aileler tercih ediyorlar. Ancak her geçen gün artan sayılardaki kiralık araziler artık toplum bahçeleri olarak da kullanılıyor.

ingiltere’de yaygın olarak kullanılan kiralık bahçelerle toplum bahçeleri arasındaki fark çok belirgin olmasa da toplum bahçeleri uygulama açısından değişiklik gösterebiliyor. Herhangi bir amaç için kullanılmayan, bir yerel otoriteye ya da bir toprak sahibine ait olan boş toprak parçalarında, terkedilmiş arazilerde birçok.bahçenin yapılandırıldığı toplum bahçesi hareketi, kiralık bahçelere göre daha yakın bir zamana dayanıyor, ingiltere’deki toplum bahçeleri yerleşim alanlarında kuruluyor ve genellikle bağımsız, kar amacı gütmeyen yerel topluluklardaki insanlar tarafından işletiliyor. Ekilip biçilebilmesinin yanında bir açık alan ya da oyun alanı gibi ikili bir işleve sahip olarak da kullanılabiliyor. Yani bireysel yetiştiriciler için arazi olarak kullanılabildiği gibi aynı zamanda “şehir parkı-kent parkı” olarak da bilinebiliyor. Bahçeyi yöneten organizasyon onun ekilip biçilmesi, peyzajı ve bakım masrafları gibi pek çok sorumluluğa sahip olabiliyor. Bu tür şehir içi bahçelere bir örnek olarak Londra Islington’daki Culpeper Toplum Bahçesi ya da Camden’daki Phoneix Toplum Bahçesi gösterilebilir. Bazı büyük toplum bahçeleri ise topluluk için bir merkez olarak hareket ediyor; sadece hoş bir yeşil alan sunmakla kalmayıp aynı zamanda eğitim ve uygulama imkanları da sunuyor, ingiltere’de binin üzerinde toplum bahçesi olduğu tahmin ediliyor. Ülkede, topluluklar tarafından idare edilen bu bahçeleri destekleme, teşvik etme gibi görevleri üstlenen Kent Çiftlikleri ve Toplum Bahçeleri Federasyonu isimli lisanslı bir yardım kuruluşu da mevcut.

İSPANYA

Toplum bahçesi hareketinin etkileri İspanya’da da mevcut. İşgal edilmiş bir sosyal merkez olan Can Masdeu Barselona’daki en büyük toplum bahçelerinden birine ev sahipliği yapıyor. Eski bir lepra hastanesi olan alan. yaklaşık 53 yıl önce terkedilmiş. 2002 yılında ise bir topluluk tarafından işgal edilmiş. Bu süreçten sonra toplum bahçesini de barındıran ve pek çok etkinliğin gerçekleştiği bir sosyal merkeze dönüşmüş, ispanya’da kırsal bölgelerde yetişip iş bulmak için şehirlere gelen ve burada da emekli olan kişilerin sayısı oldukça fazla ve bu nedenle kentlerdeki ‘ toplum bahçelerine de çok fazla talep olduğu belirtiliyor.

AVUSTRALYA
Toplum bahçeleri Avustralya’da 21. yüzyıl şehirlerinin önemli bir bölümünü oluşturuyor ve giderek artan sayıda insan bu uygulamayı benimsiyor. Avustralya’da iki tür toplum bahçesi öne çıkıyor. Bunlardan ilki tüm bahçıvanların bahçenin tamamından sorumlu olduğu, ihtiyaç duyulan ne varsa yaptığı ve ne yetişiyorsa paylaştığı ortak bahçeler. Diğeri ise bahçıvanların kendi arazilerine sahip olduğu kiralık bahçeler. Pek çok toplum bahçesi ise bu iki türü bir araya getiriyor. Kiralık bahçelerde de ortak alanların bakımını yapmak için ortak bir çalışma yapılıyor ve he iki tür de başarıyla uygulanıyor.

TAYVAN
Tayvan’ın en kalabalık şehri olan Taipei bir endüstri ve gökdelen şehri… Taipei’de genellikle gelişmesi, kalkınması beklenen şehir alanlarını işgal eden oldukça geniş bir toplum bahçeleri ve kolektif kent çiftlikleri ağı bulunuyor. Kentte nehir taşkınlarının olduğu kıyılar ve kentsel yapılaşma için diğer uygun olmayan alanlar yasal ya da yasal olmayan şekillerde sıklıkla toplum bahçelerine dönüşüyor. Endüstriyel şehirde mantar gibi çoğalan uygulamalar kenti tedavi edecek “organik akupunktur” olarak tanımlanıyor.

KENTSEL TARIMA

AMERİKA BERLEŞIK DEVLETLERİ (ABD)
ABD’de toplum bahçeciliği uygulaması geniş bir yelpazedeki yaklaşımları kapsıyor. Örneğin New. York City’de Manhattan’ın ortasında konumlanan Ciinton Sokağı Bahçesi ve Kaliforniya Berkeley’deki Peralta Bahçesi gibi bazı etkili toplum bahçeleri, mimar ve toplum bahçesi vizyoneri Kari Linn’den ilham alınan, komşuların toplandığı, sanat ve ekolojik farkındalığın sergilendiği, gıda üretiminin değerli ve öncelikli olduğu ama çok daha büyük bir vizyonun bir parçası olan alanlar olarak biliniyor. Bireylerin veya ailelerin sebze ya da çiçek yetiştirebildiği, Avrupa’daki kiralık bahçeler ile benzer olan uygulamalar da mevcut. Bu örnekler 2. Dünya Savaşı sırasında “Zafer Bahçeleri” olarak ortaya çıkan anlayışın devamı niteliği taşıyor (örneğin Michigan’daki Minneapolis ve Ann Arbor). Bu tür bahçelerde arazi ölçüleri 1.5m x 1.5m ile 15m x 15m arasında değişebiliyor.

Bazı toplum bahçeleri ise ekolojik yeşil alan ya da habitat yaratmak için sadece çiçek ve bitki yetiştirilmeye ayrılmış olsa da diğer bir yandan yaşlılar, yeni göçmenler ya da evsizler gibi bir bahçesi olamayanlara bahçecilik alanında eğitim ya da erişim sağlamak için çalışan ve bir sosyal hizmet boyutu taşıyan çok sayıda toplum bahçesi örneği de mevcut.

AMERİKA TOPLUM BAHÇECİLİĞİ DERNEĞİ
Kanada ve ABD arasında hizmet gösteren Amerika Toplum Bahçeciliği Derneği (ACGA) kar amacı gütmeyen gönüllülerden ve profesyonellerden oluşan ve kentsel ya da kırsal alanlarda toplum bahçeciliğini desteklemek için çalışan üyeliğe dayalı bir organizasyon. ACGA ve ona üye olan organizasyonlar toplumsal gıda ya da süs bahçeciliğine teşvik etmek, açık alanların korunması ve yönetimi, kentsel ormancılık, kentsel ve kırsal alanların gelişimini planlamak ve yönetmek gibi amaçlar için birlikte çalışıyorlar. Sy>

ZAFER BAHÇELERİ
Zafer Bahçeleri aynı zamanda savaş bahçeleri ya da savunma için gıda bahçeleri olarak da adlandırılan, 1. ve 2. Dünya Savaşları süresince ve ekonomik kriz dönemlerinde kamu gıda arzı üzerindeki baskıları azaltmak için ABD, İngiltere, Kanada ve Almanya’da özel konutlara ya da kamu parklarına ekilen sebze, meyve ve bitki bahçeleridir. Savaş
dönemlerinde devlet herkesin kendi evinin bahçesinde ya da uygun alanlarda sebzelerini yetiştirmelerini istemiş. Böylece büyük tarlalarda yetişen gıdalar da askerlere gönderilmiş. Zor dönemlerde ihtiyaçları karşılamaya yardımcı olan bu uygulama aynı zamanda bir sivil “moral yükseltici” olarak da yorumlanıyor. Bu gelenek günümüzde de toplum bahçesi uygulamalarına temel oluyor.

 Haberler